15 Aralık 2012 Cumartesi

Ben çocukken.... :P

Abloşum ve ben <3
        


            Çocukluğumun çoğu hastanelerde geçti. En önemli rahatsızlığımda çocukken verem oluşumdu ve henüz 2 yaşlarındaydım. Sol resimdeki halim verem olduğum yıllardan bir resim. O zamanlar o kadar huysuzmuşum ki resimde de kanıtlanmış zaten gelen gidene sinirlenip oyuncak atarmışım. Serumları kolumdan veremezlermiş başımdan verirlermiş. O sıralar ablamda verem olduğu için annem ve babamında ömrü bizim yüzümüzden hastanelerde geçmiş. (Canlarım canlarım oyyy oyyy oyyyy özledim çookkkk )

          





















































































               Sonrasında bademcik ameliyatı oldum ve hastanelerde işim basit bir muayene değil kalıcılıklı olmuştu. :D Bademcik ameliyatı olduktan sonra babam bademciklerimi kavanoza koydurtmuş bana göstermek için. Görünce yuvarlanarak yapılmış köftelere benzetmiştim. :D

              Hastanede 1 hafta kalmıştım. Bu süre boyunca 2 tane oda arkadaşım vardı. Biri Aynur ablaydı burun ameliyatı olacaktı. ( İsmi bile kalmış hafızamda o kadar sene geçmesine rağmen.) Diğer kızda bademcik ameliyatı olacaktı.

              Refakatçım ananemdi. Bir yatakta beraber yatardık ve bana sımsıkı sarılırda yatardı. Bende rahat yatmaya alıştığım için ananeme ertesi gece birimizin başı diğer tarafta birimizinde öteki tarafta olsun diye teklif etmiştim. Ananem "düşersin kısım yatak yüksek" demişti. Bütün direnişimle zafer benimdi ve o gece dediğim şekilde yatmıştık ki gece büyük bir gürültü oldu ve odadaki hastalar endişeli bir şekilde kalkı verdi. :D Evet büyük sözü dinlemek lazım. Işıklar açıldığı zaman beni Aynur ablanın yatağının altında buldular. Yataktan yuvarlanmıştım ve sabaha karşı incittiğim yüzüm kolum bacağım morarmıştı. Bir de o şekilde ameliyata girdim. :D

              Ameliyata girmeden öncede heyecanlı bir şekilde; "Beni ne zaman bayıltıcaksınız? Peki ben hiç acı duyacak mıyım? Neden yemek yedirmiyorsunuz? Bayıltma işlemi nasıl oluyor?..." Bu şekilde sorarken sedyeye yatırdılar ve ben giderken halen "Ben bayılmak üzereye miyim?, Halen görüyorum ne zaman bayılıcam? ( Daha bayıltmamışlar :D Ama benim göz kapakları kapanmak üzere ve halen soruyorum) Bayıltırken ne veriyorsunuz? (Ameliyathaneye girdim üzerimde ışıklar açıldı ben halen soruyorum Hemşire abla bayılıyor muyum? (Hemşire abla gülerek bak şimdi şu hortumu görüyor musun? İşte ona bastığımda bayılacaksın!) asababagba gerisini tabii ki hatırlamıyorum ama uyandığımda yemek yemem yasaktı süt içip ilaç veriyorlardı... Eyşşşş

              Asıl önemli olan ameliyattan sonra bir gece çok susadım ananem bana yine sarılarak yatıyor yakınımdaki bir bardaktan su içeyim dedim, içinde de su hazır. Aldım suyu içiyorum ağzıma kırıntılar geliyor sürekli. Meğer ananemin takma dişini koyduğu suyu içmişim. O gün bu gündür yıkanmış bardakları bile yıkıyor o şekilde su içiyorum. Hep sorarlar yıkanmış bardakları neden tekrar yıkayıp su içiyorsun diye... İşte sebebi bu...
Bu kadar ananemden bahsettim küçükken onada çektirdim benim yüzümden 1 hafta hastanede kaldı sonra baklava yapacağı cevizleri çaktırmadan her gidişimde 3 5 tane alıp yedim, canı gibi sevdiği  çiceklerini masa etrafında boş boş koşarken kaç defa düşürdüm ve saksılarını kırdım ah ah hakkını ödeyemem yaramazlıklarım için de yaptıkları için de... Şimdilerde hastaymış Rabbim bol şifalar versin ona ve tüm hastalara. Tek kalan en büyüğümüz kıymetlimiz Allah uzun ömürler versin ona inşaallah...

              Hee bir de ameliyata gitmeden önce ablamada hatıra yazmışım. 7 yaşlarında olduğum için yazımı mazur görün ama bu yaşımda okumak beni çok güldürdü. Kafam ve mantığım ne alemdeydi nasıl düşünüp, nasıl hayallerim vardı, gerçekleştirdim mi hiiç bir fikrim yok ama ahh çocukluğum diyor o günlerimi çok çok özlüyorum.... :)
 










































































işte o yazı... :P



Yukarıdaki resi bademcik ameliyatına gitmeden önce ablama yazdığım bir hatıra...


13 Kasım 2012 Salı

Uyumaya geldim!

          Buraya geldiğimden beri Çince'de çok pot kırdım ama açık açık yaptığım ve hocamın hafızasında iyi bir yer etmeme sebep olan bir pot var ki niyetimi bu kadar açık belli ettiğim için çok utanıyorum.

Geçenlerde ders konumuz gitmek ve gelmekti. Buyrun Çin'e neden gelinir öğreteyim. :D

Hoca: 你为什么来中国? (Ni wei shenme lai Zhong Guo?) Çin'e neden geldin?

Ben: (Tek kaşı kalkık kendinden emin bir ifade ile) 我来中国睡觉 ( Wo lai Zhong Guo shui jiao!)

Hoca: o_O :D XD ^^ ( yüzünde karmakarışık bir acı ile gülmeye başlayınca yanında duran arkadaşım gülme krizine girdi.)

Arkadaş(Türk): ahahahaha Çin'e uyumaya mı geldin kızım? Çin'e uyumaya geldim dedin, dedi. zuhahahahaahahahlarla gülmeye devam etti.

Hoca: (Kendini tutmaya çalışarak.)  没问题. 没问题.(mei wenti, mei wenti) "Önemli değil, önemli değil!" diyerek beni teselli etmeye çalıştı.
Ama teselli değil ben niyetimi açık açık söylemiştim aslında ben uyumaya gelmiştim Çin'e x_X
Kaşımı indirip küçük Emrah moduyla sahte niyetimi söylemek zorunda kaldım. :(

Ben: 我来中国学习汉语( Wo lai Zhong Guo xuexı Hanyü.) Çin'e Çince öğrenmeye geldim!
Bütün gururumu bir kenara bırakıp yüzümü yere dönüp sesimi kısarak söyledim sonunda. T_T
Shuıjiao ile xuexi arasında dağlar kadar fark var nasıl böyle bir hata yaptıysam orası da ayrı konu. O an uykum geldi herhalde. XD
Ve bu olay arkadaştan arkadaşa, o arkadaştan başka arkadaşa dolandı durdu, dolanmaya da devam edecek... T_T
Ve hoca beni her gördüğünde gülüyor!!!! Noooooooooooooooooooooooooooo!


          Ayrıca ilk geldiğim zamanlar Çince'nin Ç'sinin altındaki çubuğu bile bilmediğim için "不懂-bu dong, -anlamamak" kelimesini öğrenmiştim. Özne, yüklem ve Çince'de 5 ton olayını da bilmediğim için bana bir şey anlatmaya çalışanları önce dinler sonra cümlesi bitince gözlerimi kısarak "bu dong" derdim ve gülmeye başlarlardı.
Ne bileyim ben sondaki g'nin telaffuz edilmeyeceğini... Yurt görevlileri Çince bilmediğimi bildiği halde odaya bir sorun için geldiklerinde oda arkadaşım yoksa bana vırvırvır konuşuyolar. Her defasında "Bu dong" diyordum yine "g" sesini sert bir şekilde bastıra bastıra söyleyerek ve çalışanlar kapıdan karnını tutarak ayrılıyorlardı. Ama, ama öğrendim işte fakat eski konuşmamdan dolayı daha uzununu söylesem bile gülüyolar. :(

          Çince adım Tang Min Fei. Burada sınıftaki herkes Çince isim almak zorunda ama bana nasıl isim vermişler ki herkesin ağzında adım. Sürekli "Tang Min Fei, Tang Min Fei sen söyle, Tang Min Fei tahtaya gel, Tang Min Fei şu saatte görüşelim, Tang Min Fei anladın mı? Tang Min Fei Tang Min Fei...." Sınıftakiler ekstra para verdiğimi sanacak ama yok öyle bir şey. Benle çok uğraşıyor hocalarım  >-<  Sınıf mevcudu 24. Tek tek söylense isimler ders bitiyor ama 1 derste 10 kez ismim söyleniyor. O değil çok utangacım ben, sınıfta bir Koreli çocuk, bir ben pısırığım gerisi bizden büyük zaten. Ama neden o değil neden nedennnnnnn anlamıyorum. x_X

          Konuşmayı yavaş yavaş oturtuyorum. Çince gerçekten zor. Şuan epey bir ilerledim bu yüzden ben de eskiden yaptığım konuşmalara çok gülüyorum. 1 ay önce bir Türk arkadaşımın odasını arayacağım o da Koreli bir kızla paylaşıyor odasını. Çok da seviyorum kızı. Bizim buraya geldiğimizden beri yardım meleğimiz oldu. Ders çalışma lambası, süpürge... yani odaya lazım ne alacaksak "durun almayın geçen sene kalan öğrenciler giderken bir sürü şey bıraktı masraf yapmayın" diyerek bize getirdi, ilk geldiğimizde alışveriş merkezlerini ve yemek yiyebileceğimiz temiz yerleri gösterdi, Kore'ye geldiğimizde yine masrafımız olmasın diye evinde kalmamız için ısrar etti. O kadar tatlı o kadar güler yüzlü bir kız ki "our angel" diyoruz gördüğümüzde.
Her neyse arkadaşımı aradım HaiZheng açtı telefonu:
HaiZheng: Efendim
Ben: HaiZheng merhaba, Ceren orada mı?
HaiZheng: Aaa Ceren aslgalbhslgşahrepherşgaerhapoerhşehjpoae....
Ben: ??????????????????????????????????????????? (Ne diyoki la bu(bu kısım Türkçe XD))
Hai Zheng: ahkeşhaeşhlmaerh
Ben: Eee HaiZheng ben Merve ve söylediğini anlamıyorum
Hai Zheng: Aaa Merve hahahaehawehahefhohohoha
Telefonu Türk arkadaşıma verip gerisini ona bırakıyorum ama bana gülüşmekten KONUŞAMIYOLAR...

Kızcağızla iki kelam bir şey edelim dedik burnumuzdan geldi. T_T Artık Ceren'i aradığımda HaiZheng beni tanıyıp "Aaa Merve Ceren yok." diyor. Varsa direk uzatıyo gülerek yoksa yine gülerek yok diyor. >-<

Bu arada bu yazıyı yazarken ofisten aradılar 2 gündür okula gitmiyorum diye yarın ofise çağırıyolar. Tabii ismimi zikredemiyolar 2 gündür hatta arada 3 gün tatil vardı 5 gündür ismimi söyleyemediklerinden bana şuana kadar öğrendiğim tüm hanzıları yazdıracaklarmış.
Böyle ceza mı olur? Bu ne böyle yaaaa!? :(
Yeter isyan ediyorum ülkeme döneceğim, kendi ülkemde bu kadar özel muamele görmedim ben, alışkın değilim. :(

12 Kasım 2012 Pazartesi

Bekarlar Günü!

Çin'e geldiğimden beri sürekli bir koşuşturma içerisindeyim. Türkiye'de olsam üniversite bitiminden sonra başlayacak iş arama sürecinde güzel evimde pijamalarıyla oturan, bilgisayarından film, dizi izleyen derdi tasası olmayan bu rutinde devam eden arada dışarı çıkıp sosyalleşen bir insan olacaktım. Ki normalde öyle değilim ama kankimde uzaklarda olunca artık pekte bir şey yapasım gelmiyordu artık.

Ama Çin'e geldim geleli sabah 6da ayaktayım, gece en geç 1'de yatıyorum. Öğlene kadar okulum var. Sonra yemekhane kuyruğuna giriyorum yemek sırası için. ( Tüm Çin'lilerde o vakitte öğle molasına girdiği için inanılmaz bir kalabalık oluyor). Sıra geliyor siparişi veriyoruz bu sefer yemeği salya akıta akıta bekliyoruz. Yemeğide bir güzel afiyetle yiyoruz.
Varsa bir gösteri, gezi ona katılıyoruz. Yoksa eve gelip bir iki nette takılıp dersler daha önemli olduğu için ders çalışıyoruz. Sonra yine dışarı çıkıyoruz, arkadaşlarla taklıyoruz geliyoruz ders çalışıyoruz sonra uyuyoruz.
Normal gelebilir size belki ama bana çok hareketli. Yakında kültür günümüz var bu sefer onun için koşturuyoruz. Buradaki Çinlilere Türkiye'yi tanıtacağız.
Dans olarak bir kaç arkadaş çingene dansı yapacak. Ben yemeklerden sorumluyum.
(Patates salatası, mucver ve barbunya yapacağız. Sıcak yemekleri ısıtma problemi olduğu için soğuk yemeklerden seçtik, sizce başka ne yapabiliriz?)

Cuma gününde danslar oyunlar tüm ülkeler tarafından sergilenecek, bizim için dua edin... ^^
Geçenlerde kültür gününe girildiği için Çinliler gösteri yaptı, resimlerini ve videolarını paylaşacağım daha sonra. Gösteriyi ben çok beğendim.
Daha önce söylemişmiydim hatırlayamadım burada her cumartesi saat 20:00'de havai fişek gösterisi oluyor. Yapılmadığı gün yok. Yaşadığım yerde havai fişeği yapan bir fabrika var fazla mallarını cumartesi günü patlatarak elden çıkarıyor ve ortaya Changsha halkını hayranlıkla seyrettiren bir görüntü ortaya çıkıyor. Yalnız ben daha önce böyle havai fişeği görmedim. Gülen suratlar, kalbin ortasından geçen ok...Bunuda videoya çekmiştim bir ara inşaallah onuda paylaşacağım. :D



Gelelim bekarlar gününe. Geçenlerde cadılar bayramını atlattık. Tek tek yurt kapılarını küçük çocuklar çalarak şeker istediler. Tabi bir de "Happy Hallloween" bağırışlarıyla. Hepsi birbirinden şeker. Acaba Türkiye'ye dönerken valizime minik bir çinli çocuk koyup getirsem gümrükte takılır mıyım? :D Cidden düşünüyorum yani. Bu kadar mı tatlı olur bu çocuklar ya!

11 Kasım'da Çin'de bekarlar günü olarak kutlanıyor ve Çinliler partiler düzenliyor, tabii bekar olanları. Partide sahneye bekarlar tek tek çıkıp "Ben yalnızım ve kız arkadaşım olsun istiyorum" diyolar ve kızlardan biri ben talibim diyerek sahneye çıkıyor, özelliklerini sıralıyolar ve sahneden çift olarak sarılıp iniyolar. :D



Bir de biz görmedik ama Çinli çocuklar kız yurtlarının önüne geçip "ben bekarım ben bekarım" diye bağırmışlar. :D Bekarlar gününe özel mağazalarda indirimlerde oluyor. Daha bakalım hangi günler gelecek :D







4 Eylül 2012 Salı

Wedding Dress / Gelinlik!


Konusu:
Go Eun; gelinlik tasarımcısı ve kocasını kaybetmiş bir anne... Yaşaması gereken günler ise sayılacak kadar azdır...
Ölmeden öncede kızı SORA için güzel bir gelinlik tasarlamak istiyor. Gelinliği tasarlarken durumu giderek ağırlaşıyor ve kızı SORA'da hastalığını yani kanser olduğunu öğreniyor ve annesi ile ilişkisini iyi tutarak onun her istediğini yapmaya çalışıyor... (çeviri: yosei)

****
Film uzun zaman sonra beni salya sümük ağlatan bir KORE filmiydi. Aşk mı? Kesinlikle vardı içinde. Bir anne ile kızın birbirine olan sevgisi, aşkı vardı. Kızın küçük yaşına rağmen her şeyi olgunlukla kaldırması ve annesini mutlu etmek için elinden geleni yapması anlatılacak gibi değil izlenilecek gibi.
Drama seviyorsanız kaçırmamanız gereken bir film.

****
SORA bir rasyo programına mektup yollamış
"Sevgili annem. Senin kızın olduğuma çok memnunum.
Kötü yemeklerinden ve meşgul olduğun için benimle oynayamamandan
şikâyet ettiğim için üzgünüm.
Ama seni dünyalar kadar seviyorum.
Anne, hasta mısın?
Anne, senin yerine hasta olmak istiyorum.
Anne, bulaşıkları yıkayıp odamı temizleyeceğim. Yemekte pişireceğim.
Senin hiçbir şey yapman gerekmiyor.
Sadece benimle sonsuza kadar yaşayamaz mısın?
Anne, sen gerçekten, gerçekten ama gerçekten en iyisin. Seni seviyorum..."



26 Ağustos 2012 Pazar

Çin Yolculuğu ve İlk Hafta!

Mısır Havaalanında beklerken
Gün geldi Atatürk havaalanına gittik ailelerimizle vedalaştık ve Egypt Air ile aktarmalı uçuşumuzun ilk yolculuğu olan Mısır uçağına binmiş olduk. Mısır'ın Türkiye'ye 2 saatlik bir uçak mesafesi olduğundan da bir habermişim. Yalnız ülkeye iner inmez bir yanık kokusu vardı lakin bunu uçağın kokusuna bağlıyorum. Yani tüm ülke öyle kokamaz değil mi? Gerçi içeriside öyle kokuyordu. :D
Neyse Mısır havaalanında 2 saatten fazla bekledik ve Çin uçağımız gelince yine uçağa binmenin vermiş olduğu korku ile yolculuğumuza başladık. Bu arada da Mısırı tepeden ışıl ışıl görmüş oldum. Kesinlikle gidip görülesi bir ülke!

Mısır Havaalanı
Egypt Air'in yemekleride hali ile Mısır'ın tarzında bir yemekti. Pilavı tarçınlı yapıyorlar yahu. :D Uçaktan korkmasam telefonu açar çekerdim ama çekemedim.
Herneyse Çin'e vardık Guangzhou'da ineceğiz fakat bizim pilot sanırsınki minibüs şoförü. Uçağı boşluğa birden bir bıraktı uçak bulutlardan aşağı hızla düşüyor gibi oldu ve ben evet sadece ben (benim gibi acemi 1 kızda varmış anladığım kadarı ile) inerken çığlık çığlığaydım. :D

Çinli çocuklar woaaa diye heyecanla bağırırken ben çığlık atıp millete rezil olmuştum. Direk bize verilen polarla kafamı sakladım. :D
Bu adrenalin dolu heyecanlı dakikalar sonrasında Çin'e ayak bastık sonunda. Fakat daha yolumuz bitmedi bu sefer yaşayacağımız şehir olan Changsha'ya gitmek için sıraya girdik ve Guangzhou'da 3 saat kadar uçağımızı bekledik. Bu sırada bagaj sorunumuz çıktı ama Türk aklı ile onuda bedevaya getirdik yoksa 1 milyara yakın para ödeyecektik. Kilo başı 20 Euro!
Çin'e iner inemez ilk izlenimim "güneşi tepememi getirdiler" oldu. O nasıl bir sıcak, nasıl nem!
Aha dedim öldüm ben...

Guangzhou havaalanı



Guangzhou'dan Changsha'ya gideceğimiz uçağa bindik ve 1 saatlik yolculuğumuzdan sonra Changsha'ya geldik ve havaalanında bizi yurda götürecek amca ile valizlerimizi yerleştirip yurda geldik.






Yurda gelince acaba nereye geldik diye anlayamadık. Hayatımda böyle yurt görmedim. :D
Odaların için daire gibi. TV, Klima, banyo, balkon ve büyük yataklar süper... Verilen kitaplık dolap felan süperdi. Normalde 1 ay sonra eve çıkacaktık baktık mutfakta kenimizde pişirebiliyoruz ne gerek var dedik.

Bu arada burada yurtlar kız erkek karışık. Tabii ki yanında kalan erkek olmuyor ama zaten odalar daire gibi olduğu için sorunda olmuyor.

Yaklaşık 1 gün süren yolculuğumuz dolayısı ile o gün çevreyi gezemedik. Zaten saat gece 11 civarıydı. Çin saatini Türkiye saatine göre +5 olarak hesaplayın.


Changsha'ya gelmeden küçük bir şehir deyince ben de bizim Sakarya gibi bir şey sandım ama ama ama alakası yok. :D Çok büyük ya. İlk yemeklerimizi MC'de yedik.

Sonra helal bir restorant bulduk ama temiz değildi yiyemedim.





Sıcaklık ilk geldiğim günkü gibi değil. Gece soğuk, gündüzde serin ama nemli. Nem yüzünden her gün 10 kilo ter döküyorum neredeyse! Ve bu çinlileler çok çok zayıf.
Sokaklarda küçük yemek tezgahları var çok fena kokuyor. Yürürken nefesimi tutuyorum çoğu zaman. :D
İlk indiğimde Çin'de olduğuma inanmamıştım ama çarşı pazar araştırmaya ucuzlukları bulmaya çalışırken herkesin çipil çipil olması ve konuştuklarını anlayamam her zaman nerede olduğumu idrak etmemi sağlıyor.

Kore olsa bu kadar şaşırmam çünkü sonunda gideceğim bir yer olduğunu biliyorum ki şuan bana uçakla en fazla 2 saat uzaklıkta. Lakin ben Çin'in Ç'sini anmayan bir insandım. Bırakın Ç'yi nefret ediyordum buradan ve asla gitmem diye de söylüyordum herkese. Anladığınız gibi çok büyük konuştum çok! Siz siz olun ne söylediğinize dikkat edin.

Bu arada burada ne facebook, ne blogspot ne twit, hiçbiri açılmıyor bu yüzden program kurmak zorunda kalıyoruz girebilmek için. Çin çok fazla sansür uyguluyor her şeye....

Ayrıca fazla resim yok bunlar telden çektiklerim, fotoğraf makinemi alıp çekmeye cesaretim yok şu aralar. He birde burada kuştan çok kelebek gördüm ve kelebekler gerçekten harika...
Yurt önünden bir kare

Kısacası Çin güzel bir ülke... İlk haftaki izlenimim bu oldu. ^^

21 Ağustos 2012 Salı

Gün geldi artık!

Bugün Türkiye'de ki son günüm.
Yarın Çin'e gidiyorum okumak için.
Bu gidişimle bir kaç yıl Türkiye'de olmayacağım. Çin'den sonra Kore'ye geçeceğim çünkü ve ara tatillerimde de gelmeyeceğim fakat 1 sene sonra 5 6 aylığına gelip tekrar gideceğim. :)
Çin'de bir çok site kapalı umarım blogspotta kapalı değildir. Bundan sonraki yazılarımda Çin, Japonya ve Kore adına daha ayrıntılı bizzat görülmüş notlarımı paylaşacağım.
Hakkınızı helal edin arkadaşlar. Tekrar görüşmek üzere inşaallah.




Hayallerine giden YOSEİ

14 Ağustos 2012 Salı

Hana Kimi'nin Ha'sı bile değil!


Hana Kimi'nin Kore versiyonu olarak söylenen "To The Beautiful You" dizinin Hana Kimi'nin Ha'sından eseri yok.
Ne zamandır tanıtım videolarını bekliyorum tam bir Hana Kimi fanı olduğum için bugün hepsini izledim ama ehhh cıks cidden Hana Kimi'den eser yok.

Bence diziyi izlerken Hana Kimi'den apayrı bir konu olarak değerlendirip izlemek gerek yoksa kesinlikle zevki çıkmayacak!

Oyuncular birbirinden iğrenç. Nankatsu'mu oynayacak çocuk onun tipik, cins, mizahi mimiklerinden bir tanesini bile yapamayacağından adım gibi eminim. Ön yargılı davranmıyım diyorum lakin elde değil. :D

Hiç ısınamadım. Yıllardır Kore versiyonu çıksın diye hayalini kurduğum dizinin böyle fiyasko bir oyuncu seçimi ve konunun epey değiştirilmesi canımı çok sıktı.

Yarın dizi başlıyor takip edeceğim ama hiçbir iyi beklentim yok. Ah bu oyuncuları ben seçeydim dadından yenmezdi amma kader....
Gece gece uykumu kaçırdı yahu :D Yazmayacak yarın izlemeyi bekleyecektim ama uzun tanıdım videolarını izleyince tepem attı...

Ne desem, ne yapsam, ne yazsam!

Şu aralar adaptasyon sorunum var. Bir şeye başlarken başka bir şeye dalınca önceki yaptığım işi unutuyorum. Ya da çok çabuk sıkılıyorum.
Kaç zamandır alış verişe çıkmam gerek sürekli erteliyorum. Dişlerim için son kontrole gitmem lazım onuda her gün diş doktoromu arayarak bir sonraki güne erteletiyorum. Sonra staj dosyamı yazmam gerek tam sayfayı açıyorum bir bakmışım film izlemeye başlamışım. Hatta o filmi izlerken sıkılmış başka bir filme geçiş yapmış oluyorum.

Hey dostum, benim sorunum ne?! :D

Sanırım şu aralar epey karmaşık duygusal bir haftamdayım. Çin'e okumaya gideceğim için hem çok mutlu ve heyecanlıyım hem de ilk defa ülkemden ailemden uzun süreli ayrılmak düşündürüyor.

Bir de motive bozucu insanlar denk geliyor şu sıralar hani sinirime sinir katıyor. :D Ama bilmiyorlarki söyledikleri her söz her kelime beni başarmam ve ileriye dönük planlarımı istediğim ve gitmeye arzuladığım yol için hırslandırıyor. :P

Geçen arkadaşlarımla birlikte Taksim Kore lokantasına gittik. Ddukbokki, Bulgogi ve hem çıtırlı hem de soslu tavuk aldık. Pilav ve mezelerde hizmetlerinde vardı zaten.
Hepsinden ortak yiyeceğimiz için 1'er tabak aldık ama BİTİREMEDİK! :D Sonunda baktık olmuyor o kadarda para ödeyeceğiz paket yaptık aldık yanımıza.

 Taksim Kore Restorantındaki yemekler çok leziz fakat hizmete bedeli ve fiyatlar çok pahalı.

İstanbul'da açılan hemen hemen tüm restorantlara gittim fakat pahalı olmasına rağmen lezzet olarak en iyi restoran diyebilirim.

Kore restorantlarında ilk göz ağrım Jin Mi'dir. Onun yerini unutamam. Bir sürü insanlarla tanıştım, kaynaştım ve hoş bir ortamım oldu. :)

Jin Mi, Taksim'deki Gaya restoratın 2. şubesiydi ve Sultanahmetteydi. Bazı nedenlerden dolayı kapandı ama gidip görmek isterseniz yine Taksim Osmanbey tarafında faaliyetini sürdürüyor.
 Jin Mi ve Gaya'da siyah soslu olmayan jajamyong ve ilk kimpab yemeklerini denemiştim. Bu Kore yemekleri neden bu kadar lezziz! *-*

Balık sevmediğim için Kimpab yemeğe hep çekiniyordum. Bir gün arkadaşımla Gaya restoranta gittik ve Kimpab sipariş ettik. Arkadaşım bir dene dedi, burnumu tıkayarak bir denedim deneyip o deneyiş. Şimdi Kimpab mı yapmış biri hemen kendimi zorla davet ettiriyorum. :P



Aslında bu restorant işleri epey bir uzun anlatım gerektiriyor. Bir ara gidip denediklerimin hepsini anlatayım en iyisimi.
Yazımın sonunda yaptığımız iftardaki yemekleri yayınlamak istemiştim sadece ama işte diyorum ya adaptasyok yani odaklanma sorunum başladı diye. :D





İşte işte işte bu yemeği Kore yemeklerinden anca ve anca Ddukbokki'ye değişirim başka yemeklerine değişmem.
Bir et bu kadar mı lezziz olur! Domuz değil dana ile yapılıyor ki domuz eti asla asla asla yemem ama restorantlarda yemeklerini yapıyorlar maalesef. Neyse bu da başka bir hijyen ve kültür konusuda... Ne diyordum Bulgogi diyordum başka hiçbir şey demeyip görüntü ile başbaşa bırakıyorum.

He bir de altındaki Chapçe yok mu ahh ahhh.

Ve tabii ki yemeklerin lezzetine lezzet katan müthiş mezeler....

Bu arada yazı sonu oldu ama Çince dinlediğiniz şarkılardan ve izlediğiniz film ve dizilerden önerdiğiniz olursa benimle de paylaşabilir misiniz? ^^

3 Ağustos 2012 Cuma

Sanırım sonunda gidiyorum! :D

Kore dedim gidiyorum dedim yollarım çok değişti...
22 Ağustos 2012 bendeniz Çin yolcusuyum. Çin'e okumaya gidiyorum. Yakınlık sebebi ile tatillerimde Türkiye'ye gelmek yerine sık sık Kore'de olacağım. Çin'de okul biter bitmez ise bir kaç yıl Kore'de yaşamayı düşünüyorum.

Evet ben hayallerimin peşinden gidiyorum... Yılmadan, umursamadan...

Çin'e gittiğim ilk zamanlarda ve yolculuğun uzun sürmesi dolayısı ile 10 tane kitap siparişi verdim. Yoğunluklarımdan dolayı kitap okumayı uzun zamandır askıya almıştım.
Judith Mc naught, Julia Garwood, Sophie Kinsella, Nora Roberts, Rachel Gibson, Linda Howard sevdiğim yazarların başında geliyor... :)

Aldığım kitapların listesi:

1- Jane Graves / Abartılı yalanlar aceleci duvaklar
2- Georgette Heyer / Kalp hırsızı
3- Amy Plum / Benim için öl
4- Julie Garwood / Güllere sor
5- Celeste Bradley / Gönlünü kimseye kaptırma
6- Kim Vogel Sawyer / Umut dolu bir kalp
7- Rachel Gibson / Aşk seni bulursa
8- Rachel Gibson / İlişki durumu: karmaşık
9-  Linda Howard / Av mevsimi
10- Nora Roberts / Dolunayda aşk

29 Temmuz 2012 Pazar

Köpeğime 10 Söz!

Bugün HDD'mde ne kadar film ve dizi varsa karıştırmaya ve beğendiklerimi saklamaya beğenmediklerimi silmeye başladım. İçlerinden çoğunu izlemediğim için bir kaç film keyfi yaptım.

Sahura kadar uyumadığım için tamda gece "Inu to watashi no 10 no yakusoku" yani "Köpeğime 10 Söz" adlı filmi açıp izledim.
Filmin konusu adından da anlaşılacağı gibi küçük bir kızın köpeği ölene kadar vermiş olduğu 10 vaadi anlatıyor.

Bir köpeğe söz verilir mi? Verilirmiş.
Benim 200 tavşanımdan başka bir evcil hayvanım olmadı ki. Tavşanlarımda 2 taneyken üreye üreye 200 bulmuştu çatı katına almıştık artık. :D Bir tavşan  nasıl yaşar nasıl ölür anlatın deseniz tüm tecrübelerimi anlatabilirim. :P

Ama bir köpek gibi dostlukları yok. Bu yüzden köpekler hayvanların en cana yakını gibi geliyor bana. İnsanı anlayabiliyor cidden arkadaş olabiliyor. Ömürleri o kadar kısaki sahipleri ile zamanlarını iyi değerlendirmek istiyorlar. Kedilerde bile bu yakınlığı görmek mümkün değil.

Bu filmde de bu işlenmiş. Köpek cinslerinden anlamam ama filmi seyredip anlayan olursa bana bir çıtlatsın cinsini lüften. :D. Evim olduğunda böyle bir köpecik almak istiyorum çünkü *-*

Düzenleme: Köpeğin cinsi Golden Retriever. Ve şuanda deli gibi bu köpecikten arıyorum. 


Ve söz köpeğim olduğunda ben de ona bu 10 sözü veriyorum. :D Cidden çok etkilendim. :D
"Çorap gel kızım. Çorap yapma uslu ol. Çorap yuvarlan. Çorap dedim." :P
Filmin sonunda gözlerim nemlendi T_T Sıcaklardan olsa gerek, değil mi? Yani gece gece duygusallığa ne gerek vardı...

Köpeğime 10 Söz: (Köpeğin 10 isteği ve Akira'nın bu isteklere verdiği söz. Annesi köpek söylüyormuşcasına Akira'ya söylemişti.)
  1. Söylemem gerekenleri sabırla dinle.
  2. Bana güven. Ben her zaman senden yanayım.
  3. Çok oyna benimle.
  4. Asla unutma ki benim de duygularım var.
  5. Asla kavga etmeyelim.
  6. Sana itaat etmezsem haklı bir sebebim vardır.
  7. Senin okul ve arkadaşların var, ama benim için sadece sen varsın.
  8. Hep en iyi arkadaşım ol, yaşlansam bile.
  9. Ben yaklaşık 10 yıl yaşarım. O yüzden her anın tadına varalım.
  10. Birlikte geçirdiğimiz zamanı asla unutma. Vaktim geldiğinde lütfen yanımda ol.

27 Temmuz 2012 Cuma

Hayallerinin peşinde~


Çocukluğumdan beri hayallerim vardı. Halen de var...
Bir çok insan bu hayallerimin adı üzerinde hayaller olduğunu ve hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceğimi söylediler.
Hayatımda yaşadığım bir çok boşluklar oldu ama yinede hayallerimden vazgeçmedim, hayallerimi ideallerime çevirdim. Hırslandım ve tüm dilediğim her şeyi yapmak için çok çaba sarfettim.

Lisede sayısal okuyamazsın sana ağır gelir dediler inadına ama isteyerek o bölümü seçtim çalışıp çabaladım geçtim. Liseden sonra sen üniversite kazanamazsın dediler, öss sınavlarına girmedim ama hayallerim vardı kızıp 5-6 yıl sonra sınava girdim ve Sakarya Üniversitesini kazandım ve okulumu yüksek notlar alarak bitirdim.
Şimdi Türkiye dışına çıkıyorum ve hayallerini kurduğum ülkelere okumaya gidiyorum. 
"Ne işin var, yapamazsın" diyorlar. Herkes halt etmiş. Herkes yapar ben yapamam, değil mi? :D
Çok gülüyorum bu laflara. "Aferin, ideallerin peşinde gidiyorsun" denileceğine "Yapamazsın, başaramazsın" deniliyor.
Yani neden hep yapamazsın deniliyor. Kurbağa hikayesindeki gibi kulaklarımı bu kişilere kapatıyor ve yoluma bakıyorum.

Şu da bir gerçek benim hayallerim şuanda ideallerimse ve başarıyorsam hepsi ailemin desteği sayesindedir. Maddiyatı geçiyorum manevi olarak bana o kadar çok destek veriyorlarki Allah'ım herkese böyle bir aile nasip etsin. 
Bazen sanırım yapamayacağım diye pes etmek üzere oluyorken, onların "Hayır, sen yaparsın biz sana inanıyoruz" sözleri benim cesaretimi arttıyor ve neredeyse yapamayacağım hiçbir şeyin olamayacağına inanmaya başladım.

Bu arada yukarıda bahsettiğim kurbağa hikayesi:
                Kurbağalar bir gün yarışma düzenlemiş. Hedef; çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış.Gerçekte seyirciler arasında hiç biri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş.

                Sadece şu sesler duyulabiliyormuş: ''Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!'' Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine  ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırmaya devam ediyorlarmış:''Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!''

                Sonunda bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içerisinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş;''Bu işi nasıl başardın?'' diye.O anda farkına varmışlar ki; Kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

Demem o ki; kimse hayallerinden vazgeçmesin. Hayallerinizi gerçekleştiremeyeceğinizi söyleyen kişilere karşı sağır olun.
Birkez hayallerinize adım atın, kendinize güveniniz gelecek ve adımlarınız daha kararlı ve kuvvetli olacaktır. :)



20 Temmuz 2012 Cuma

Hayırlı Ramazanlar!

Mübarek sultan ayımız yine gelip çattı.
Maneviyatın yükseldiği tüm insanları aynı saatte toplayarak; aileleri, arkadaşları aynı sofrada buluşturan bu mübarek ay hepimize hayırlı olsun...
Bu sıcaklarda 16 saat orucunu tutan ödülünü alır :D Allah hepimize dayanma gücü versin. :)


3 Temmuz 2012 Salı

Super Junior - Sexy, Free & Single!

Super Junior'un 6. albümü nihayet geldi. Albüm adını da alan "Sexy Free & Single" yayınlanan teaser'ı ile dikkatimizi çekmeyi başarmıştı. Albüm çıktıktan sonra tüm şarkıları dinleme fırsatı buldum ve 2. favori şarkım "From U" oldu.  Birbirinden güzel olan bu parçalar zamanla  "Bonanama, Sorry Sorry, Mr. Simple..." parçaları gibi beynimize kazınıcağına eminim. ^^

Paylaşmış olduğum albüm indirme linkinden 1 günde bir çok kişi indirmiş. İndiren arkadaşlardan albüme ait yorumlarını bekliyorum. Teşekkürler...


http://imageshack.us/a/img607/1436/coverfnp.jpg

슈퍼주니어 - Sexy, Free & Single [6. Albüm]

Albüm Listesi:
01 Sexy, Free & Single
02 너로부터 (From U)
03 걸리버 (Gulliver)
04 언젠가는 (Someday)
05 NOW
06 Rockstar
07 달콤씁쓸 (Bittersweet)
08 빠삐용 (Butterfly)
09 머문다 (Daydream)
10 헤어지는 날 (A ‘Good’ bye)


İndirme Linki:




Dang Geun!

Merhabalar~
www.danggeun.net adresine tıklayıpta bu bloğun açılmasına şaşıranlara hemen açıklamayı yapıyorum. Uzun bir zamandır (1 yıl oldu galiba o_O'') danggeun'a ulaşamayanlara ve bekleyenlere kötü bir haberim var. Dang Geun artık forum olarak devam etmeyecek. 
Ortağımın Amerika'ya taşınması ve güvenilir bir teknik admin bulamadığımız için kapatma kararı aldık. İstenerek yapılan bir kapatma kararı değil, mecbur kaldığımız bir durum bu, şartlarımız bunu gerektirdi. Çoğu kişinin de bildiği üzere Dang Geun forum halinden önce yine benim blog adresimdi. Kısacası özüne döndü. ^^
Herkes bloğuma tekrar hoş geldi. =)

Not: Bloğumda mp4 paylaşımlar olmayacak. Hem çok vakit alan hemde bilgisayarın ömrünü bitiren bir emekti o emek. 1 bilgisayarımı bile kaybetttim o şekilde. Artık herkes .avi indiriyor zaten ve paylaşım siteleri gün geçtikçe çoğalıyor. Tüm uzak doğu sitelerinin rakip olmamalarını, birlikte güzel ve başarılı işler yapmalarını diliyorum... ^^


YOSEİ

29 Haziran 2012 Cuma

Misaki Number One!


               10 bölümcük çok şirin bir diziydi.

       Roppongi'de bir gece klübünde 1 numaralı kabere kızı olan Misaki'ye öğretmenlik teklif edilir. Öğretmenlik teklifini kabul eden Misaki okulun ilk günü bomboş sınıf ile karşılaşır. Peki neden? Çünkü öğretmeni olduğu 2Z sınıfı okulun tüm belalı öğrencilerinin toplandığı sınıftır.




          Misaki-chan başta vazgeçmek üzereyken öğretmenlikte de 1 numara olmaya karar verir ve öğrencilerinin her sorunu ile ilgilenip, öğretmenliğin hem eğlenceli bir o kadar da zor bir meslek olduğunu anlamaya başlar. Ayrıca öğretmenliği sürdürmek adınada daha önceden Kabere kızı olduğunu da saklamak zorundadır. Bakalım tatlı öğretmenimiz Misaki-chan bunu başarıp, zorlu öğrencileri ile sıkı bir bağ kurabilecek midir?


      Uzun bir zamandan sonra Japon draması izlemek beynime iyi geldi. :D
      Uzak doğu kervanına katılışım 8 / 9 yaşlarında Japonlarla olunca yani çekik sevdamda ilk göz ağrım olunca yerleride bir farklı oluyor. Dizilerdeki ani hareketleri beni öldürüyor yani bayılıyorum. Bir de izlerken farkettimde japonca kursuna gitsem 1 ayda bu dili sökerim gibi geliyor. :P Bu diziyi izlerken hangi cümleyi kullanıcaklarsa tahmin ederken japonca cümlerle söylediğimi farkettim. hehe
Ben diziyi izledim ve beğendim. İzlemek isteyenlere ve benim gibi 1 senedir arşivinde bekletenlere daha fazla bekletmemelerini tavsiye ederim. Son 2 haftadır hasta yattığım için baş ağrılarım durduğunda dizi ya da film izliyorum..  Ve ve ALLAH'ım neden benim hiç Misaki gibi bir senseim olmadı. :( Böyle bir sensei istiyorum ben de. T_T


GANBARE MİSAKİ SENSEİ!!!!


24 Haziran 2012 Pazar

Eğlenceli bir gün...

                  Aiguu eskisi gibi yazmaya fırsat bulamıyorum. Ama yazmayıda özlüyorum...
                  Geçen pazar günü İstanbul Tüyap'ta kozmetik fuarına gittim. Böyle bir fuardan ilk kez haberim oldu. Fuar inanılmazdı ve 9 tane Kore standı da vardı.
Arkadaşımla beraber Kore standında tanıdığımızda olan Koreli ablamızın yanına gittik. Sonrasında tüm fuarı gezdik ve gezerken adeta çıldırdık. Tanıtım amaçlı olduğundan ürünler o kadar ucuzdu ki onu al, bunu al, şunu al derken tüm paramızı bitirdik. :D
                  Tabii ki öncelikle Kore stantlarından alış veriş yaptık. Korelilerde bizi çok sevince hediyeler vermeye ve daha da indirim yapmaya başladılar.
                  Alış verişin sonunda en çok istediğim o Kore dramalarında kızların sürdüğü pembe bir ruj vardı, işte onu bulup almak beni öylesine mes'ud mutlu ettiki, alış veriş sonrası yaşadıklarımız ise unutulmaz bir anı oldu. :P

                  Günün sonunda Koreli bir abi ile iddiaya girdim. Diyette olduğum için bana hedefim olan kiloma ulaşınca Kore'de ünlü olan bir markadan kıyafet alacağını söyledi. Eylül ayında alacağım hediyemi sizinle de paylaşırım. Kesin gözlüyle bakıyorum çünkü hırslıyım :P Sözünü tutar mı kısmına gelince, tutacaktır! Bir sürü şahidimiz vardı o an. hehe 

Hadi görüşürz...

15 Haziran 2012 Cuma

I do, I do... you do, we do...! :P

Yeni yayına giren dizilerden biri olan I do I do kalbimi fethetmeye başladı. Özellikle başroldeki oğlanımız Park Tae Yang dikkatimi de çekmeyi başardı. O nasıl tavır, o nasıl inci gibi bir diş, o nasıl bir duruş, o nasıl o nasılll...! :D Gider bu anacım en iyisimi ben izlemenizi tavsiye edip, izlerken çekmiş olduğum resmi yayınlıyı vereyim. Ayrıca diziyi izlerken ayakkabı alasım geliyor renk cümbüşü gibi cıvıl cıvıl ayakkabılar maşaallah. Hele Hwang Ji An'ın ayakkabı dolabı inanılmaz...

Doğru söze ne hacet! :D Alış bunlara yavru kuşum, deve dudaklım :P


____________________________________________________________________________

        -    Bu aralar İstanbul'daki tüm Kore restorantlarını gezmekteyim. Her gittiğim mekanda fotoğraf çekmeyi unutmaz isem yediğim Kore yemeklerinin görüntüleri ile birlikte hangi restorantta ne yenir ve merak edenler için fiyatlar nasıldır hepsini paylaşacağım. Şuanda da yazsam yazarımda resimlerle anlatmak görsel açıdan da şahane oluyor. :D 

       -     Şu aralar kafam karma karışık. Okul bitti geldi ne yapayım derdindeyim. Bazı kararlar alıyorum ama engel çıkıyor. Engel dediğim biraz ertelemem gerektiği yoksa istediğim her şeyi hayırlıysa elbette yaparım. ALLAH'a çok şükür ailem her kararımın arkasındadır.Onların destek olması ve bana güvenmesi bana inanılmaz güç veriyor.
Şu aralar herkesin duasına ihtiyacım var. Bazı haberler bekliyor ve bir şeyler için çabalıyorum sonu olumlu olursa çok güzel şeyler olacak çünkü :) Ve bu sonucun meyvelerini ileride tüm Kore severlere vereceğime söz veriyorum. Ne olduğu şimdilik PİMİL :D yani SECRET yani yani SIR :D 

       -     Ya bir de bloğumda istatistiklere bakarken dikkatimi çeken şeyler oldu. Bloğumu arayanlar arama motoruna ne garip şeyler yazıyorlar. Hayır yani bloğumda böyle cümleler geçse bir şey demiyeceğim de alakası yok yani. :D Çok gülüyorum bu istatistiklere. En çok güldüğüm de google arama motoruna "Donghae ve EunHyuk gay mi, beraberler mi?" diye yazmışlar. Sonra cinsel içerikli şeyler yazıyorlar. En başı çeken ALLAH'tan bloğumlada alakalı yani " En yeni Kore dramaları" geliyor. Sonra "BB Cream" çok aranmış.
          

6 Haziran 2012 Çarşamba

İzlediklerim, bitirdiklerim

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba ^^
En son 29 Nisan'da yazdığıma göre araya giren finallerim ve İstanbul'a taşınışım ve yoğunluğum bir hayli belli oluyor. :D
Bu kadar arada neler oldu? Çok şey oldu ama hepsi devlet sırrı gibi sır kalacak. :P
26 Mayıs'ta doğum günümdü, İstanbul'a gelen Kore'li grupla geçirdim doğum günümü. Bunu ayrı bir başlıkta yazacağım için ayrıntıya girmiyorum.
Sakarya'daki okulumuda bitirdim mezun oldum geldim İstanbul'uma. Artık evimde huzur içinde yaşıyorum.
Uzun süreli tatile girdiğim ve karar aşamalarında olduğum bu dönemde kendimi Kore dizilerine vurdum.
Ne izledim?

Rooftop Prince / Çatıdaki Prens
        Uzun zamandır böyle bol kahkaha attıran bir dizi izlememiştim. O kadar doğal o kadar güzeldi ki. Yoochun'un bu kadar güzel bir oyunculuk sergileyeceğini ve bu kadar harika mimiklerini kullanacağını düşünmemiştim. Yoochun'u oyuncu olarak değilde şarkıcı olarak severdim lakin bu diziden sonra oyunculuğu hakkındaki tüm ön yargılarım kır-ıl-dı.
Mümkünse her dizide oynatsınlar. :P
Gerçi dizide tek sevdiğim Yoochun değildi. 3 Power Rangers ve Pak Ha'da çok güzel bir oyunculuk sergiledi. Mavi Power Rangers öyle umulmayan anlarda kopardıki başrolde olacağı bir dizide kesinlikle oynamalı. :D
             Gerçi sonu hale muallakta. Her güzel dizide olduğu gibi saçma sapan bir son ile bitti. Yani bu kadar mükemmel giden bir diziye bu son yakışmadı. Face ve bir çok blogda halen sonunu anlamayıp tartışanlar var. Bari anlamayanlar için o kısmı ayrıca anlatsalardı. :D Ne olduğunu şaşırdık ayol.
             Sonu ile benim yorumumsa, komadan çıkan Taaeyang bizim tatlı prensimiz Lee Gak'ın hafızasına sahip oldu ve tüm yaşananları hatırlayarak Pak Ha ile buluştu. Pak Ha'da Lee Gak'ın hafızası ile uyandığını anlayınca prens kıyafetleri ile hayal etti onu. 
Yani doğru mu anladım bilemiyorum! >-<

Şu sıralar başka izleyip bitirdiğim dizi yok ama güncel takip ettiklerimden bahsedeceğim.

Ne izliyorum?

I do, I do                                                                                            


         Ayakkabı firmasında kariyerini yaşayan Hwang Ji An  ve bir baltaya sap olamamış oğlumuz koçumuz yakışıklımız Park Tae Yang. Bu iki kadersiz babaları tarafından evlatlıktan ayı gün reddedilmiş ve gün içerisindeki alkollü muhabbetleri yatakta son bulmuştur. Tarzları, tipleride hayatta birbirleri ile ilişki yaşayacak ve evlilik düşüncerecek bir şekilde de değil hani. Ki sonralarda her karşılaşmalarında birbirlerine çirkefleşmeye bile başlıyorlar. Ama kaderin oyunumu dersiniz artık bilmem ilk tanıştıkları gün alkolün verdiğin beraberliklerinden kızımız Hwang Ji An hamile kalır ve dizimiz seyredilir bir hal alır. :P
          İlk 2 bölümü izledim ve beğendim. Özellikle Park Tae Yang'ı inanılmaz beğendim ve bu oyuncuyu neden bu kadar geç fark ettim kafamı duvarlara vurasım var. Bakalım ilerki bölümlerde neler olacak ve fanlar tarafından bu çocuğa facede beğenme sayfaları çoğalıp, twitte oppa Türkiye'ye gel TT leri yapılacak mı? :P İzleyip, görelim! Romentik Komedi severler için birebir olduğunu ekleyeyim. ;)


                                                                                                 Ghost
 
So ji Sub hayranlarının uzun süredir beklediği dizi nihayet başladı. So Ji Sub sevmeyen biri olarak ben de merakla bekledim. İsminden dikkatimi çekti ve bu adamı yine bu kızla (Lee Yeon Hee) bir reklam filmi vardı. Ondan esinlenilmiş bir dizi olacağını düşündüm ne yalan söyleyeyim. İlk bölümü izleyince hayal kırıklığı yaşadım ama sabırla 2. bölümü izleyince patlama sahnesinden sonra dizinin ilerleyen bölümlerinde neler olacak meraklanmaya başladım. Ayrıca şu dünya haritalı saati olan adamı çok çok merak etmekteyim >-< Aksiyon, polisiye ve bilmeceli bulmacalı dizileri severlerin listesine alması gereken bir dizi. Yarın 3. bölüm yayınlacak bakalım gidişatı daha heyecanlı olur umarım.

Time Slip Dr. Jin

         Amaney amaney amaney o nasıl bir doktordur yahu. Böyle doktorum olsun amansız bir hastalığım olsun gıkım çıkarsa çekik olayım.
         Bu dizi yeni favorim içinde Song Seung Hun, Park Min Young ve JJ var daha ne olsun. :P
         Konusuna gelince beyin cerrahındaki yetenekleri ile şaşırtan ve neredeyse 0 başarısızlığı olan Dr. Jin'in sevdiği kadının kazasından sonra daha önce ameliyat yaptığı bir adamın beyninden alınan cenin şeklindeki uruna dokunmasıyla gözlerini jaseon döneminde açıyor. Jaseon'da olmanın şokunu atlatmaya çalışırken sefil bir şekilde yaşayan halkın ve amansız hastalıklara çareler aramaya, kendini daha çok geliştirmeye ve insanları kendisine hayran bırakmaya başlıyor. *-*
         İzleyin, izleyin, izleyin. SSH yüzünden JJ'den bahsedemedim ama Jae Jong'a tarihi kostümü ve silah tutmayı yakıştıramadım. :D Uymadı yaa o sevimli surata. :P

                                                                                                 Big     

      Şükür kavuşturana be Gong Yoo. Askerden döneli 152436 sene oldu unutmaya başlamıştık seni. Sonunda durdun durdun Hong kardeşlerin projesinde yer aldın ve çekilmiş olduğun inzivayı iyi bozdun. Senden de bu beklenirdi koççumm bee kim tutar. :P
       İlk 2 bölümü indirdim ama izleyemedim henüz. Gong ağabeyciğimin yine mimikleri ve oyunculuğu ile diziyi iyi götüreceğine eminim. Ayrıca kızımızda komedi dizilerinde süperdir. Hong kardeşler güzel bir çift bulmuş dizi için. Eh seneryoda güzel. Seneryo derken 18 yaşında bir gencin 30 yaşındaki Gong'umuzun bedenine girişi ile gelişiyor. Sonunda süprizler olucak gibi hadi bakalım. ;)





** Ayrıca K POP-The Ultimate Audition adlı diziye başladım. You're beautiful tadında demişler ama hiç o tadı alamadım. Yinede devam edeceğim. Kız çok itici abi yaaa!
** Ayrıca A Gentleman's Dignity dizinide başladım daha ilk bölümü izlediğim için yorumlamak istemedim. Dizi pek çekmedi beni. =) Güzel olurda şaşırtırsa buradayım.


Neleri Bekliyorum?

Porcupine ve Miss Panda
Oh ho oppam yeni bir dizi çekiyor duyduk duymadık demeyin. Temmuz ayında Channel A'da başlayacak olan dizimiz bol romantiği olan ve bol yemekli ve bol acıkmalı bir konu içeriyor. Oppam pişirecek biz seyredip oppamın kaslı vücudundan değilde pişirdiği yemeklerden ağzımızın suyunu akıtacağız. :P


To The Beautiful You
Japon dizisinden çok ama çok beğendiğim ve J-dramada en üst zirvede olan canım dizim Hana Kimi'nin Kore versiyonu çıkıyormuş. Aklımdan da zamanında acaba Kore versiyonu çıksa ne olurdu? Kim oynardı diye çok geçiyordu. Şuan oyuncular bir sır ama dizi Ağustos itibari ile
 başlayacak. SM entertmainment şirketi tarafından yapılacak bu dizi Kore kanalı olan Kanal A'da yayınlanacak. Şuan da oyunculardan Fx'den Sulli ve Shinee'den Minho'nun oynayacağı söylentileri dolaşıyor. Bence diğer kadro Super Junior'dan olmalı. Asıl o zaman japon dramasını bile geçebilir. :P

Hohho şöyle yazıma bir baktığımda MİM gibi olmuş acaba birilerine paslasam mı? :P

29 Nisan 2012 Pazar

Böyle koça... High School Debut!

High School Debut 

Adı: High School Debut
Yılı: 2011
Tür: Romantizm, komedi, Drama

Oyuncular:
Junpei Mizobata - You Komiyama
Ito Ono - Haruna Nagashima
Masaki Suda - Fumiya Tamura
Rina Aizawa - Asami Komiyama
Yuki Furukawa - Yui Asaoka
Sae Miyazawa - Mami Takahashi
Rei Okamoto - Makoto Kurihara
Yuka Masuda - Reona Matsuzaka
Elaiza Ikeda - Takemoto
Muga Tsukaji - Tsukaxile
Yoichi Nukumizu - Öğrretmen
Mika Akizuki


Ortaokul hayatının büyük bir bölümünü beyzbola ayıran Haruna Nagashima, lise hayatına önemli değişikliklerle başlar. Artık beyzbolu bırakmış ve okuduğu shojo mangalardaki gibi bir aşk bulmaya karar vermiştir. Ne var ki, beyzbol oynadığı için kaslı bir vücuda sahip olmuştur. Kaslı bir “Tomboy” olması yetmezmiş gibi moda anlayışının da kıt olması, Haruna’nın ne kadar istese de feminen çekici bir bayana dönüşmesini engellemiştir.

Ancak hiçbir erkek tarafından beğenilmemesi, kimsenin ona çıkma teklif etmemesi Haruna için problem değildir çünkü Haruna kendisine her şeye rağmen bir erkek arkadaş bulmaya kararlıdır. Tüm zorlamasına rağmen erkek arkadaş bulamayan Haruna, kendisini çekici bir bayana dönüştürmesi için bir koç bulmaya karar verir ve Yoh Komiyama’yı kendisine koçluk yapması için seçer. Ancak Yoh, ilk başta ilgilenmese de sonrasında Haruna’ya koçluk yapmaya ve onu çekici bir bayana dönüştürmeye karar verir. Ancak bunun için bir şartı vardır; Haruna’nın ona âşık olmaması… 

____________________


TEZ'den kafayı yemek üzereyken kendime verdiğim 5 dakikalık molada arşivimde olan bu filme bir göz atayım dedim... ATMAZ OLAYDIM!
Film başından çektiği gibi sonuna kadar beni oyaladı ve 1 buçuk saatimi bu filme harcadım. Ama iyiki harcadım. Uzun bir zaman bu koçu unutmayacağım!!!!! *-* 
Kızın çektiği eziyete bak ya, neymiş koça aşık olmaması gerekiyormuş. Öyle koça kim aşık olmaz ki!
Benim buradan Japonya'ya gidip koçum ol diyesim ve hiç bırakmayasım geldi resmen. *-*
Yani ben beğendim filmi. Filmi beğendim KOÇU ÇOK AMA ÇOK BEĞENDİM *-* sonra müziklerini beğendim ve KOÇU ÇOK AMA ÇOK BEĞENDİM, sonra oyuncular şekerdi AMA KOÇU ÇOK AMA ÇOK beğendim. İşte film öyle güzeldiki KOÇU ÇOK AMA ÇOK BEĞENDİM *-*
(biri_yoseiyi_durdursun_smileyi) koçu_çok_ama_çok_beğendim_smileyi *-*-*-*-*-*-*-*


Böyle koça can kurban!!!! *-*  

26 Nisan 2012 Perşembe

Hızlanmazsan ölürsün! Quick!

http://desmond.imageshack.us/Himg220/scaled.php?server=220&filename=photo177421.jpg&res=landingYönetmen: Beom-gu Cho
Yapım Yılı: 2011
Süre: 115 Dakika
Ülke: Güneykore
Dil: Korece
Tür: Aksiyon | Komedi | Gerilim
Müzik: Dalparan
Senaryo: Soo-jin Park | Youn Jk | Beom-gu Cho
Yapımcılar: Joon H. Choi | Young-min Gil | Youn Jk
Nam-ı Diğer: Quick!! - Japonya, Qwik - Güney Kore
Firma: Array
Altyazı : Gömülü

Konu:
Eski bir motosiklet çetesi üyesi olan Ki-su, geçimini motosikletli kurye olarak sağlayan bir gençtir. Bir gün bir iş merkezine teslimat yaptıktan sonra binanın patladığına tanık olur. Bombayla bir ilgisi olduğundan hiç şüphelenmeyen genç adam bir sonraki işi, bir kız şarkıcı grubunun bir üyesine TV istasyonuna kadar eşlik etmek, için yola çıkar. Şarkıcı kızın onun eski kız arkadaşı olduğu anlaşılır. Kız da onu gördüğüne pek bayılmaz. Kız kendisine uzatılan kaskı başına geçirdiğinde bomba mekanızması çalışmaya başlar ve bir geri sayım göstergesi belirir. Ki-su, kendisine kaskta bubi tuzağı olduğunu ve belli bir süre zarfında bir dizi teslimat yapmadığı takdirde bombanın patlayacağını söyleyen bir yabancıdan bir telefon alır. Ki-su teslimatları yapar ancak yapılan teslimatların birer bomba olduğu ortaya çıkar. Peşine düşen polisle birlikte Ki-su son teslimatı da yapmak ve kasktaki bombayı durdurmak için çılgın gibi bir kovalamacaya girer.
 _________________________________________________________________________________

Çooook güldüm ve eğlendim bu filmi izlerken. Ki Su'nun tavırları o kadar komiktiki. Kimliği bilinmeyen biri tarafından yönlendirilerek teslimatlar yapıyordu. Yapma sebebi ise kız arkadaşının başındaki kaskta bomba oluşuydu. İlk teslimatını yaparken ne tür bir teslimat yaptığına dair hiçbir fikri yoktu. Hatta teslimat paketini uzatırken uzattığı kişiye "Bay Kim" diye seslendi. Atarlı abide "sen beni nereden tanıyorsun" diye sorunca; Ki Su hemen pakete bakıp "Bay bomba'dan Bay Kim'e diye yazıyor" dedi. Yazıyı heyecandan yanlış okumuş, halbuki paketin içinde bomba var yazıyormuş. O sahnede çok güldüm. Film komedi ama aynı zamanda aksiyon. 
Düşünsenize kafanızda bombalı bir kask var ve her teslimatta yarım saat süreniz var. Süreyi geçtiğin an kafandaki bomba patlayacak...
Ki Su ve Cha Rim ikilisi teslimatları yaparken hem heyecanlanacak hem gerilecek hem gülecekseniz.. :) Bizzat filmleri izlerken hissettiklerim bunlardı. :)

24 Nisan 2012 Salı

Mim mim mim

2 Gün önce CembeK kardeşim tarafından mim'lendim. :) 2 gün rötarlı bir şekilde sizlerle ilk 'mim'imi paylacağım. Ve ilk mim için CembeK'ciğime çok teşekkür ederim. :)

1- Yemek olsan hangi yemek olurdun?
Bulgogi *-*
Hem tatlımsı hem tuzlumsu oluşu tam benim tarzım. :D

2- Müzik aleti olsan ne olurdun?
Hmm...
Piyano ve Keman sesinden çok hoşlanırım. Bu iki müzik aletinden herhangi birisi olabilir.

3- Araba olsaydın ne olurdun?

Araba olursam Porshe Cayman olurdum. Lüks ama lükslüğünden çok sanki uçurucakmış gibi duruyor, araba kullanırmış gibi bir his değil uçus hissi veriyor. :D

 4- Aylardan hangisi olurdun?

Ben kesinlikle ilkbahar kızıyım. :D Ve bu yüzden MAYIS ayı olurdum.
26 Mayıs'ta doğmam etkin değil tabii kide. :P Mayıs ayını nedense çok seviyor ve hiç bitmesin istiyorum. Ne çok sıcak ne de çok soğuk bir hava oluyor bu ayda. :D Hatta 26 Mayıs günlerden en uzun gün olsa fenada olmazmış hani. :D

5- Ayakkabı olsan hangi ayakkabı olurdun?

Spor ayakkabısı olurdum elbette. Güzel görünmek benim işim değil ben rahatlığı severim daima.
Bu yüzden her tür spor ayakkabısı olabilirim. :)

6- Kıyafet olsan ne olurdun?

Tşört olurdum. Tşört giymeyi ve rahat olmayı çok seviyorum. :D
http://i01.i.aliimg.com/wsphoto/v0/518013523/free-shipping-new-childen-Korean-style-Hoodies-girl-fashion-Sweatshirts-lovely-Hooded-coats-.jpg 

7-  Renk olsan ne olurdun?

Seçmesi zor. Ama bebek pembesi diyeyim. :)


8- Hayvan olsan ne olurdun?

Tavşan olurdum. :D Hatta bazen kendimi tavşan gibide hissedebiliyorum. :D
8 yaşından 10 yaşına kadar çatı katımızda 200 tavşan beslediğim için olsa gerek. :P

9- Şuan okuduğun kitabın 137. sayfasında ne var?

En son AZAP adlı kitabı İstanbul'dayken okuduğum için sayfada ne yazdığını söyleyemiyorum. :D
Bu kız hiç kitap okumazmı diye soracak olursanız, kesinlikle kitapsız yapamam ama ders çalışma zamanım olduğundan ara verdim. Ders kitabından söylemek isterdim ama işimiz fotokopiyle olduğundan 137. sayfa yok. :D :D :D


Mim için CembeK'ime tekrar teşekkür ediyor ve bu mimi canım arkadaşım  Lowers Asya'ya gönderiyorum. :)

21 Nisan 2012 Cumartesi

더킹투허츠 / The King 2 Heart orta şekerli...

http://img40.imageshack.us/img40/4488/theking2heartswallpaper.jpg
Bu dizi sanki sanki tutulmadı gibi... :D
Lee Seung Ki ve Ha Ji Won sevdiğim 2 oyuncu, hem de epey bir sevdiğim oyuncular, dizide de yine iyi iş çıkartmışlar ama senaryo çok enteresan.
Güzel diyeceğin bir anda çok sıradan geliyor. Sıradan dediğin yerde tam kapatacakken çok aşırı olmasada dikkat çektirebiliyor...
Ayrıca dizide Ha Ji Won'un şuhlu bir ses tonuyla konuşmasına çok fena gıcık oldum. :D Dizideki ilgim sade ve sadece "Jeong Seok Jo" :P


Ben sonunu tahmin ettiğim veya senaryolar üretebildiğim beni şaşırtmayan dizilerden hoşlanmam. Örneğin, Rooftop Prince tam tarzım bir dizi :D Hiçbir şekilde senaryosunu tahmin edemiyor her bölüm şaşırıp dizinin keyfini çok iyi çıkarıyorum. :D


Bu diziyi ise yinede takip ediyorum, en çok etkilendiğim kısım kralın ölmesiydi. Kın :P