26 Ağustos 2012 Pazar

Çin Yolculuğu ve İlk Hafta!

Mısır Havaalanında beklerken
Gün geldi Atatürk havaalanına gittik ailelerimizle vedalaştık ve Egypt Air ile aktarmalı uçuşumuzun ilk yolculuğu olan Mısır uçağına binmiş olduk. Mısır'ın Türkiye'ye 2 saatlik bir uçak mesafesi olduğundan da bir habermişim. Yalnız ülkeye iner inmez bir yanık kokusu vardı lakin bunu uçağın kokusuna bağlıyorum. Yani tüm ülke öyle kokamaz değil mi? Gerçi içeriside öyle kokuyordu. :D
Neyse Mısır havaalanında 2 saatten fazla bekledik ve Çin uçağımız gelince yine uçağa binmenin vermiş olduğu korku ile yolculuğumuza başladık. Bu arada da Mısırı tepeden ışıl ışıl görmüş oldum. Kesinlikle gidip görülesi bir ülke!

Mısır Havaalanı
Egypt Air'in yemekleride hali ile Mısır'ın tarzında bir yemekti. Pilavı tarçınlı yapıyorlar yahu. :D Uçaktan korkmasam telefonu açar çekerdim ama çekemedim.
Herneyse Çin'e vardık Guangzhou'da ineceğiz fakat bizim pilot sanırsınki minibüs şoförü. Uçağı boşluğa birden bir bıraktı uçak bulutlardan aşağı hızla düşüyor gibi oldu ve ben evet sadece ben (benim gibi acemi 1 kızda varmış anladığım kadarı ile) inerken çığlık çığlığaydım. :D

Çinli çocuklar woaaa diye heyecanla bağırırken ben çığlık atıp millete rezil olmuştum. Direk bize verilen polarla kafamı sakladım. :D
Bu adrenalin dolu heyecanlı dakikalar sonrasında Çin'e ayak bastık sonunda. Fakat daha yolumuz bitmedi bu sefer yaşayacağımız şehir olan Changsha'ya gitmek için sıraya girdik ve Guangzhou'da 3 saat kadar uçağımızı bekledik. Bu sırada bagaj sorunumuz çıktı ama Türk aklı ile onuda bedevaya getirdik yoksa 1 milyara yakın para ödeyecektik. Kilo başı 20 Euro!
Çin'e iner inemez ilk izlenimim "güneşi tepememi getirdiler" oldu. O nasıl bir sıcak, nasıl nem!
Aha dedim öldüm ben...

Guangzhou havaalanı



Guangzhou'dan Changsha'ya gideceğimiz uçağa bindik ve 1 saatlik yolculuğumuzdan sonra Changsha'ya geldik ve havaalanında bizi yurda götürecek amca ile valizlerimizi yerleştirip yurda geldik.






Yurda gelince acaba nereye geldik diye anlayamadık. Hayatımda böyle yurt görmedim. :D
Odaların için daire gibi. TV, Klima, banyo, balkon ve büyük yataklar süper... Verilen kitaplık dolap felan süperdi. Normalde 1 ay sonra eve çıkacaktık baktık mutfakta kenimizde pişirebiliyoruz ne gerek var dedik.

Bu arada burada yurtlar kız erkek karışık. Tabii ki yanında kalan erkek olmuyor ama zaten odalar daire gibi olduğu için sorunda olmuyor.

Yaklaşık 1 gün süren yolculuğumuz dolayısı ile o gün çevreyi gezemedik. Zaten saat gece 11 civarıydı. Çin saatini Türkiye saatine göre +5 olarak hesaplayın.


Changsha'ya gelmeden küçük bir şehir deyince ben de bizim Sakarya gibi bir şey sandım ama ama ama alakası yok. :D Çok büyük ya. İlk yemeklerimizi MC'de yedik.

Sonra helal bir restorant bulduk ama temiz değildi yiyemedim.





Sıcaklık ilk geldiğim günkü gibi değil. Gece soğuk, gündüzde serin ama nemli. Nem yüzünden her gün 10 kilo ter döküyorum neredeyse! Ve bu çinlileler çok çok zayıf.
Sokaklarda küçük yemek tezgahları var çok fena kokuyor. Yürürken nefesimi tutuyorum çoğu zaman. :D
İlk indiğimde Çin'de olduğuma inanmamıştım ama çarşı pazar araştırmaya ucuzlukları bulmaya çalışırken herkesin çipil çipil olması ve konuştuklarını anlayamam her zaman nerede olduğumu idrak etmemi sağlıyor.

Kore olsa bu kadar şaşırmam çünkü sonunda gideceğim bir yer olduğunu biliyorum ki şuan bana uçakla en fazla 2 saat uzaklıkta. Lakin ben Çin'in Ç'sini anmayan bir insandım. Bırakın Ç'yi nefret ediyordum buradan ve asla gitmem diye de söylüyordum herkese. Anladığınız gibi çok büyük konuştum çok! Siz siz olun ne söylediğinize dikkat edin.

Bu arada burada ne facebook, ne blogspot ne twit, hiçbiri açılmıyor bu yüzden program kurmak zorunda kalıyoruz girebilmek için. Çin çok fazla sansür uyguluyor her şeye....

Ayrıca fazla resim yok bunlar telden çektiklerim, fotoğraf makinemi alıp çekmeye cesaretim yok şu aralar. He birde burada kuştan çok kelebek gördüm ve kelebekler gerçekten harika...
Yurt önünden bir kare

Kısacası Çin güzel bir ülke... İlk haftaki izlenimim bu oldu. ^^

21 Ağustos 2012 Salı

Gün geldi artık!

Bugün Türkiye'de ki son günüm.
Yarın Çin'e gidiyorum okumak için.
Bu gidişimle bir kaç yıl Türkiye'de olmayacağım. Çin'den sonra Kore'ye geçeceğim çünkü ve ara tatillerimde de gelmeyeceğim fakat 1 sene sonra 5 6 aylığına gelip tekrar gideceğim. :)
Çin'de bir çok site kapalı umarım blogspotta kapalı değildir. Bundan sonraki yazılarımda Çin, Japonya ve Kore adına daha ayrıntılı bizzat görülmüş notlarımı paylaşacağım.
Hakkınızı helal edin arkadaşlar. Tekrar görüşmek üzere inşaallah.




Hayallerine giden YOSEİ

14 Ağustos 2012 Salı

Hana Kimi'nin Ha'sı bile değil!


Hana Kimi'nin Kore versiyonu olarak söylenen "To The Beautiful You" dizinin Hana Kimi'nin Ha'sından eseri yok.
Ne zamandır tanıtım videolarını bekliyorum tam bir Hana Kimi fanı olduğum için bugün hepsini izledim ama ehhh cıks cidden Hana Kimi'den eser yok.

Bence diziyi izlerken Hana Kimi'den apayrı bir konu olarak değerlendirip izlemek gerek yoksa kesinlikle zevki çıkmayacak!

Oyuncular birbirinden iğrenç. Nankatsu'mu oynayacak çocuk onun tipik, cins, mizahi mimiklerinden bir tanesini bile yapamayacağından adım gibi eminim. Ön yargılı davranmıyım diyorum lakin elde değil. :D

Hiç ısınamadım. Yıllardır Kore versiyonu çıksın diye hayalini kurduğum dizinin böyle fiyasko bir oyuncu seçimi ve konunun epey değiştirilmesi canımı çok sıktı.

Yarın dizi başlıyor takip edeceğim ama hiçbir iyi beklentim yok. Ah bu oyuncuları ben seçeydim dadından yenmezdi amma kader....
Gece gece uykumu kaçırdı yahu :D Yazmayacak yarın izlemeyi bekleyecektim ama uzun tanıdım videolarını izleyince tepem attı...

Ne desem, ne yapsam, ne yazsam!

Şu aralar adaptasyon sorunum var. Bir şeye başlarken başka bir şeye dalınca önceki yaptığım işi unutuyorum. Ya da çok çabuk sıkılıyorum.
Kaç zamandır alış verişe çıkmam gerek sürekli erteliyorum. Dişlerim için son kontrole gitmem lazım onuda her gün diş doktoromu arayarak bir sonraki güne erteletiyorum. Sonra staj dosyamı yazmam gerek tam sayfayı açıyorum bir bakmışım film izlemeye başlamışım. Hatta o filmi izlerken sıkılmış başka bir filme geçiş yapmış oluyorum.

Hey dostum, benim sorunum ne?! :D

Sanırım şu aralar epey karmaşık duygusal bir haftamdayım. Çin'e okumaya gideceğim için hem çok mutlu ve heyecanlıyım hem de ilk defa ülkemden ailemden uzun süreli ayrılmak düşündürüyor.

Bir de motive bozucu insanlar denk geliyor şu sıralar hani sinirime sinir katıyor. :D Ama bilmiyorlarki söyledikleri her söz her kelime beni başarmam ve ileriye dönük planlarımı istediğim ve gitmeye arzuladığım yol için hırslandırıyor. :P

Geçen arkadaşlarımla birlikte Taksim Kore lokantasına gittik. Ddukbokki, Bulgogi ve hem çıtırlı hem de soslu tavuk aldık. Pilav ve mezelerde hizmetlerinde vardı zaten.
Hepsinden ortak yiyeceğimiz için 1'er tabak aldık ama BİTİREMEDİK! :D Sonunda baktık olmuyor o kadarda para ödeyeceğiz paket yaptık aldık yanımıza.

 Taksim Kore Restorantındaki yemekler çok leziz fakat hizmete bedeli ve fiyatlar çok pahalı.

İstanbul'da açılan hemen hemen tüm restorantlara gittim fakat pahalı olmasına rağmen lezzet olarak en iyi restoran diyebilirim.

Kore restorantlarında ilk göz ağrım Jin Mi'dir. Onun yerini unutamam. Bir sürü insanlarla tanıştım, kaynaştım ve hoş bir ortamım oldu. :)

Jin Mi, Taksim'deki Gaya restoratın 2. şubesiydi ve Sultanahmetteydi. Bazı nedenlerden dolayı kapandı ama gidip görmek isterseniz yine Taksim Osmanbey tarafında faaliyetini sürdürüyor.
 Jin Mi ve Gaya'da siyah soslu olmayan jajamyong ve ilk kimpab yemeklerini denemiştim. Bu Kore yemekleri neden bu kadar lezziz! *-*

Balık sevmediğim için Kimpab yemeğe hep çekiniyordum. Bir gün arkadaşımla Gaya restoranta gittik ve Kimpab sipariş ettik. Arkadaşım bir dene dedi, burnumu tıkayarak bir denedim deneyip o deneyiş. Şimdi Kimpab mı yapmış biri hemen kendimi zorla davet ettiriyorum. :P



Aslında bu restorant işleri epey bir uzun anlatım gerektiriyor. Bir ara gidip denediklerimin hepsini anlatayım en iyisimi.
Yazımın sonunda yaptığımız iftardaki yemekleri yayınlamak istemiştim sadece ama işte diyorum ya adaptasyok yani odaklanma sorunum başladı diye. :D





İşte işte işte bu yemeği Kore yemeklerinden anca ve anca Ddukbokki'ye değişirim başka yemeklerine değişmem.
Bir et bu kadar mı lezziz olur! Domuz değil dana ile yapılıyor ki domuz eti asla asla asla yemem ama restorantlarda yemeklerini yapıyorlar maalesef. Neyse bu da başka bir hijyen ve kültür konusuda... Ne diyordum Bulgogi diyordum başka hiçbir şey demeyip görüntü ile başbaşa bırakıyorum.

He bir de altındaki Chapçe yok mu ahh ahhh.

Ve tabii ki yemeklerin lezzetine lezzet katan müthiş mezeler....

Bu arada yazı sonu oldu ama Çince dinlediğiniz şarkılardan ve izlediğiniz film ve dizilerden önerdiğiniz olursa benimle de paylaşabilir misiniz? ^^

3 Ağustos 2012 Cuma

Sanırım sonunda gidiyorum! :D

Kore dedim gidiyorum dedim yollarım çok değişti...
22 Ağustos 2012 bendeniz Çin yolcusuyum. Çin'e okumaya gidiyorum. Yakınlık sebebi ile tatillerimde Türkiye'ye gelmek yerine sık sık Kore'de olacağım. Çin'de okul biter bitmez ise bir kaç yıl Kore'de yaşamayı düşünüyorum.

Evet ben hayallerimin peşinden gidiyorum... Yılmadan, umursamadan...

Çin'e gittiğim ilk zamanlarda ve yolculuğun uzun sürmesi dolayısı ile 10 tane kitap siparişi verdim. Yoğunluklarımdan dolayı kitap okumayı uzun zamandır askıya almıştım.
Judith Mc naught, Julia Garwood, Sophie Kinsella, Nora Roberts, Rachel Gibson, Linda Howard sevdiğim yazarların başında geliyor... :)

Aldığım kitapların listesi:

1- Jane Graves / Abartılı yalanlar aceleci duvaklar
2- Georgette Heyer / Kalp hırsızı
3- Amy Plum / Benim için öl
4- Julie Garwood / Güllere sor
5- Celeste Bradley / Gönlünü kimseye kaptırma
6- Kim Vogel Sawyer / Umut dolu bir kalp
7- Rachel Gibson / Aşk seni bulursa
8- Rachel Gibson / İlişki durumu: karmaşık
9-  Linda Howard / Av mevsimi
10- Nora Roberts / Dolunayda aşk