4 Eylül 2012 Salı

Wedding Dress / Gelinlik!


Konusu:
Go Eun; gelinlik tasarımcısı ve kocasını kaybetmiş bir anne... Yaşaması gereken günler ise sayılacak kadar azdır...
Ölmeden öncede kızı SORA için güzel bir gelinlik tasarlamak istiyor. Gelinliği tasarlarken durumu giderek ağırlaşıyor ve kızı SORA'da hastalığını yani kanser olduğunu öğreniyor ve annesi ile ilişkisini iyi tutarak onun her istediğini yapmaya çalışıyor... (çeviri: yosei)

****
Film uzun zaman sonra beni salya sümük ağlatan bir KORE filmiydi. Aşk mı? Kesinlikle vardı içinde. Bir anne ile kızın birbirine olan sevgisi, aşkı vardı. Kızın küçük yaşına rağmen her şeyi olgunlukla kaldırması ve annesini mutlu etmek için elinden geleni yapması anlatılacak gibi değil izlenilecek gibi.
Drama seviyorsanız kaçırmamanız gereken bir film.

****
SORA bir rasyo programına mektup yollamış
"Sevgili annem. Senin kızın olduğuma çok memnunum.
Kötü yemeklerinden ve meşgul olduğun için benimle oynayamamandan
şikâyet ettiğim için üzgünüm.
Ama seni dünyalar kadar seviyorum.
Anne, hasta mısın?
Anne, senin yerine hasta olmak istiyorum.
Anne, bulaşıkları yıkayıp odamı temizleyeceğim. Yemekte pişireceğim.
Senin hiçbir şey yapman gerekmiyor.
Sadece benimle sonsuza kadar yaşayamaz mısın?
Anne, sen gerçekten, gerçekten ama gerçekten en iyisin. Seni seviyorum..."



26 Ağustos 2012 Pazar

Çin Yolculuğu ve İlk Hafta!

Mısır Havaalanında beklerken
Gün geldi Atatürk havaalanına gittik ailelerimizle vedalaştık ve Egypt Air ile aktarmalı uçuşumuzun ilk yolculuğu olan Mısır uçağına binmiş olduk. Mısır'ın Türkiye'ye 2 saatlik bir uçak mesafesi olduğundan da bir habermişim. Yalnız ülkeye iner inmez bir yanık kokusu vardı lakin bunu uçağın kokusuna bağlıyorum. Yani tüm ülke öyle kokamaz değil mi? Gerçi içeriside öyle kokuyordu. :D
Neyse Mısır havaalanında 2 saatten fazla bekledik ve Çin uçağımız gelince yine uçağa binmenin vermiş olduğu korku ile yolculuğumuza başladık. Bu arada da Mısırı tepeden ışıl ışıl görmüş oldum. Kesinlikle gidip görülesi bir ülke!

Mısır Havaalanı
Egypt Air'in yemekleride hali ile Mısır'ın tarzında bir yemekti. Pilavı tarçınlı yapıyorlar yahu. :D Uçaktan korkmasam telefonu açar çekerdim ama çekemedim.
Herneyse Çin'e vardık Guangzhou'da ineceğiz fakat bizim pilot sanırsınki minibüs şoförü. Uçağı boşluğa birden bir bıraktı uçak bulutlardan aşağı hızla düşüyor gibi oldu ve ben evet sadece ben (benim gibi acemi 1 kızda varmış anladığım kadarı ile) inerken çığlık çığlığaydım. :D

Çinli çocuklar woaaa diye heyecanla bağırırken ben çığlık atıp millete rezil olmuştum. Direk bize verilen polarla kafamı sakladım. :D
Bu adrenalin dolu heyecanlı dakikalar sonrasında Çin'e ayak bastık sonunda. Fakat daha yolumuz bitmedi bu sefer yaşayacağımız şehir olan Changsha'ya gitmek için sıraya girdik ve Guangzhou'da 3 saat kadar uçağımızı bekledik. Bu sırada bagaj sorunumuz çıktı ama Türk aklı ile onuda bedevaya getirdik yoksa 1 milyara yakın para ödeyecektik. Kilo başı 20 Euro!
Çin'e iner inemez ilk izlenimim "güneşi tepememi getirdiler" oldu. O nasıl bir sıcak, nasıl nem!
Aha dedim öldüm ben...

Guangzhou havaalanı



Guangzhou'dan Changsha'ya gideceğimiz uçağa bindik ve 1 saatlik yolculuğumuzdan sonra Changsha'ya geldik ve havaalanında bizi yurda götürecek amca ile valizlerimizi yerleştirip yurda geldik.






Yurda gelince acaba nereye geldik diye anlayamadık. Hayatımda böyle yurt görmedim. :D
Odaların için daire gibi. TV, Klima, banyo, balkon ve büyük yataklar süper... Verilen kitaplık dolap felan süperdi. Normalde 1 ay sonra eve çıkacaktık baktık mutfakta kenimizde pişirebiliyoruz ne gerek var dedik.

Bu arada burada yurtlar kız erkek karışık. Tabii ki yanında kalan erkek olmuyor ama zaten odalar daire gibi olduğu için sorunda olmuyor.

Yaklaşık 1 gün süren yolculuğumuz dolayısı ile o gün çevreyi gezemedik. Zaten saat gece 11 civarıydı. Çin saatini Türkiye saatine göre +5 olarak hesaplayın.


Changsha'ya gelmeden küçük bir şehir deyince ben de bizim Sakarya gibi bir şey sandım ama ama ama alakası yok. :D Çok büyük ya. İlk yemeklerimizi MC'de yedik.

Sonra helal bir restorant bulduk ama temiz değildi yiyemedim.





Sıcaklık ilk geldiğim günkü gibi değil. Gece soğuk, gündüzde serin ama nemli. Nem yüzünden her gün 10 kilo ter döküyorum neredeyse! Ve bu çinlileler çok çok zayıf.
Sokaklarda küçük yemek tezgahları var çok fena kokuyor. Yürürken nefesimi tutuyorum çoğu zaman. :D
İlk indiğimde Çin'de olduğuma inanmamıştım ama çarşı pazar araştırmaya ucuzlukları bulmaya çalışırken herkesin çipil çipil olması ve konuştuklarını anlayamam her zaman nerede olduğumu idrak etmemi sağlıyor.

Kore olsa bu kadar şaşırmam çünkü sonunda gideceğim bir yer olduğunu biliyorum ki şuan bana uçakla en fazla 2 saat uzaklıkta. Lakin ben Çin'in Ç'sini anmayan bir insandım. Bırakın Ç'yi nefret ediyordum buradan ve asla gitmem diye de söylüyordum herkese. Anladığınız gibi çok büyük konuştum çok! Siz siz olun ne söylediğinize dikkat edin.

Bu arada burada ne facebook, ne blogspot ne twit, hiçbiri açılmıyor bu yüzden program kurmak zorunda kalıyoruz girebilmek için. Çin çok fazla sansür uyguluyor her şeye....

Ayrıca fazla resim yok bunlar telden çektiklerim, fotoğraf makinemi alıp çekmeye cesaretim yok şu aralar. He birde burada kuştan çok kelebek gördüm ve kelebekler gerçekten harika...
Yurt önünden bir kare

Kısacası Çin güzel bir ülke... İlk haftaki izlenimim bu oldu. ^^